Read n a by Yakup Kadri Karaosmanoğlu فاروق مصطفى Online

n a

صدرت رواية «غريب» للتركي يعقوب قدري قره عثمان أوغلو حتى الآن في 15 طبعة كان أولها في عام 1932، وقد ترجمها أخيراً الى العربية فاروق مصطفى (وزارة الثقافة السورية) وهي تبدأ بعثور «لجنة تدقيق المظالم» التي أوفدتها الحكومة التركية التي قامت على أنقاض الخلافة العثمانية على مخطوط نجد فيه مذكرات الراوي الشاهد على احتراق ودمار قرية تركية أناضولية بين سنابك الفقر وأعقاب بنادق اليوناصدرت رواية «غريب» للتركي يعقوب قدري قره عثمان أوغلو حتى الآن في 15 طبعة كان أولها في عام 1932، وقد ترجمها أخيراً الى العربية فاروق مصطفى (وزارة الثقافة السورية) وهي تبدأ بعثور «لجنة تدقيق المظالم» التي أوفدتها الحكومة التركية التي قامت على أنقاض الخلافة العثمانية على مخطوط نجد فيه مذكرات الراوي الشاهد على احتراق ودمار قرية تركية أناضولية بين سنابك الفقر وأعقاب بنادق اليونان الغزاة أبان الحرب العالمية الأولى أو بعدها بقليل....

Title : n a
Author :
Rating :
ISBN : 23166407
Format Type : Hardback
Number of Pages : 306 Pages
Status : Available For Download
Last checked : 21 Minutes ago!

n a Reviews

  • Rıdvan
    2019-03-19 13:37

    Çok güzel.Mükemmel.Okumak için çok geç kalmışım.Keşke yıllar once okumuş olsaydım da şimdi tekrar okuyor olsaydım. Bir subay. Adı Ahmed. Varlıklı bir aileden geliyor. Kurtuluş savaşı dönemindeyiz. Savaşın en kötüleştiği zamanlar. İstanbul'da durulmuyor. Ahmed'in de psikolojisi çok bozuk. Üstüne üstlük Ahmed 1. Cihan Harbinde sol kolunu kaybetmiş. İşte böyle bir dönemde yardımcısı Mehmet Ali -Gel diyor Beyim seni bizim köye götüreyim. Teklifi Kabul ediyor Ahmed ve Eskişehir'in bir köyüne gidip yerleşiyorlar. Burada Ahmed once köylüyle mücadele ediyor. Kendisini bu cahil köylüye Kabul ettirmek epey zor oluyor. Köylü cahil kurnaz ve aç gözlü. İstanbul'dan gelen zengin adamı "yolmaya" çalışıyorlar. Dolayısıyla once bir nefret ediyorsunuz köylüden. Sonra bir daha da sevmiyorsunuz.Sonra Yunanlılar geliyor. Köyden geçip Ankara'ya gidiyorlar. Çakal Salih Ağa vatanı satıp bu şerefsizlere yol bil gösteriyor. Hemde imam olacak allahsız da yanında. Bu durumda herkesin evini barkını bağını bahçesini yakan Yunan Salih Ağa'yla İmam Efendi'ye dokunmuyorlar. Ancak tüm köyü yakıyorlar. Çok kötülük ediyorlar. Ben y,nede köylüyü affedemedim ama ne yalan söyleyeyim acıdım.

  • Doğan
    2019-03-04 15:23

    Toplumumuzun temel sorunlarına değinilmiş. Dün neyse bugün de aynısı değişen hiçbir şey yok. Okumak için geç kalmışım. Yakup Kadri sırf bu kitabıyla bile favori yazarlarım arasına girdi.

  • Jeannette Nikolova
    2019-03-15 17:20

    Also available on the WondrousBooks blog.Initially I was not sure about this book. Having read Kiralik Konak, I couldn't fully grasp where the author was going and why he had a sudden change of heart as to his world views. However, I quickly realized that at the beginning of the book he heavily used irony to introduce the strange world of Anatolia to the reader.Similarly to what I said in my review about The Bridge on the Drina, I think that a person who has never had any kind of contact with Anatolia, and with Turkey outside of Istanbul in general, would have a problem completely understanding Yaban (translated as The Strange on Wikipedia; whereas yabancı is a foreigner, an alien [though not one from outer space]).This book represents a world that has hardly changed from the time it was written, or, as a matter of fact, the time it is set in, or any time before that. Anatolia is not anything that one could just imagine. The people living there are, and seem to have been for a really long time, suspended in a certain timelessness. Their world might change as the outside world does, but their mindset doesn't necessarily need to follow.The main character in Yaban is a veteran from the war, the son of a rich family from Istanbul, who loses his arm during WWI and, defeated, decides to "look for himself" in a quiet village in Anatolia, supposedly somewhere close to Sakarya (which is still far away from inner or Eastern Anatolia, which is yet another, completely different world). What this man is not prepared for is that even though he is from the same country, even though he speaks almost the same language, albeit much more refined, even though he has lost his arm to protect these people, they will never see him as one of them. He is always rejected as a crippled outsider, unwanted and unwelcome. The most that he ever achieves is to be tolerated, but never sought after.The world has changed a lot since the times of the book - the Turkish Liberation War (1919-1922), but I wouldn't say that Anatolia has done so, too. I had the opportunity to live in Ankara, the second biggest metropolis in Turkey, and to travel around the country, and I can understand the character of this book very well. While in university life I could almost fit in, especially considering that I speak the language, whenever me and my friends would go on a trip to any other city in Anatolia, we would stick out like a sore thumb. On one occasion we were walking on a seemingly empty market street in a rather big town, only to have every single person from every single store come out to gawk at us in a matter of seconds.Therefore, this special mindset can be attributed to the culture of this mainland part of Turkey. The closed societies, everyone knowing everybody else, the people sticking together in times of need, but always mistrusting outsiders. This is something that, I believe, was a common phenomenon all over the world before globalization and multiculturalism, but in many parts of the world, and especially Europe, where by many standards Turkey is, it has changed a lot since. More so, even if strangers and foreigners are noticeable in small towns all over Europe, they are still more welcome.I think that this lack of change in Anatolia can, therefore, be attributed to the continuing conflict between European culture and Islamic tradition. And when I say Islamic tradition, I especially need to underline the word tradition. Because religions of all kinds are tightly linked to following a set of rules which resist time and change and, in some cases, get much stronger with time and under the pressure of outside forces to evolve.What bothered me in this story is also closely linked to the traditionalism of religion. Yaban is very actual today. I am afraid to say that in the last century it has never been more close to the reality of the current situation than today. The book is set right in the middle of Ataturk's war for the liberalization of Turkey. Ataturk's ideas were very controversial at the time. Today he is widely beloved, but that was not necessarily so during his rise to power. He was also considered an outsider and even an oppressor by some. And the main reason for that was that Ataturk shared many of the European values, including the idea that religion should not play a central role in society. Which means that after he became head of the newly born Turkish Republic, he lowered the importance of religion and went ahead to educate the people in a new set of cultural values.In recent years religion has been re-gaining its positions, which means that more and more people become torn between Westernization and dedication to Islam. And this time around the government, in opposition to Ataturk's principles, is promoting the role of religion, therefore taking a step back from what was achieved during the Liberation War. And never has the following quote from the book been more relevant to society, and not in a good way:- I know, you are one of them. - Who are "them"?- The ones who support Kemal Pasha [Ataturk].- How can a man be a Turk and not support Kemal Pasha?- My friend, we are not Turks.- What are you, then?- We are Muslim, alhamdulillah, praise be to God.(translated by me)  

  • Gulen
    2019-03-03 16:36

    Sanki Kurtuluş Savaşı zamanını değil, günümüzde geçen bir vakayı okuyor gibiydim. Bozkırımın insanı hiç değişmedi, belki hiç de değişmeyecek. İçinde Haymana, Polatlı, Sivrihisar geçtikçe aklıma hep o Ankara'nın ve çevresinin eski fotoğrafları geliyor. Buydu bu hale getirdik diye çeşitli devlet binalarında/üniversitelerde/lokantalarda vb. yer alan fotoğraflar.Yaban o kadar güzel anlatmış ki o ani değişimi, hayret etmemek elde değil. Yüzlerce yıl devlet denilen kavramı ve savaşı sadece belli zamanda gelen öşürcülerden ve bir iki asker vermekten ibaret sanan İç Anadolu köylüsünün savaş burnunun dibine gelince ve ülkenin merkezi birden İstanbul'dan alınıp yanı başlarına Ankara'ya konunca şaşkınlıklarını, düzenlerini değiştirmek istememelerini, kendi ülkelerinden bile olsa farklı olanları Yaban olarak kabul etmeleri çok doğal. Bu insanların hala değişmemesine de şaşmamak gerek, ne de olsa günümüz iktidarı dahi Ankara'nın başkentliğini kabul edememiş durumda. Hep bir ayrımın parçası, eskiyle bağların koptuğu nokta olacak Ankara, bozkırın insanları buna hazır olsa da olmasa da.Not: Şu eserlerdeki neredeyse kitap sayfa sayısı kadar ön açıklama ve son açıklamalardan rahatsız olan bir benim sanırım. Bunlar anlamaz diye mi düşünüyorlar ki kitabı sayfa sayfa özetleyip, burada yazar bunu demek istedi, bunu anlattı diye açıklıyorlar? Ben ise rahatsız oluyorum.

  • Ceren Ataş
    2019-03-04 15:22

    "Dünyadan elini eteğini çekmiş bir kimse için Anadolu'nun bu ücra köşesinden daha uygun neresi bulunabilir? Ben, burada diri diri, bir mezara gömülmüş gibiyim. Hiçbir intihar bu kadar şuurlu, bu kadar iradeli, bu kadar sürekli ve çetin olmamıştır."

  • Laila
    2019-03-07 16:27

    Nasıl sardı, nasıl bitti anlayadım Soluk soluğa bir hikayeydi!

  • Pinar Kumandas
    2019-02-21 13:28

    Yakup Kadri'nin türkçeyi kullanımına, kitabının akıcılığına diyecek sözüm yok. Fakat işte kim bilir belki de ortaokul yıllarında okuduğum bu kitabı 30 küsür yaşımda elime aldığımda abartıya kaçan politik duruşu, kadınları ve Anadolu köylüsünü aşağılayan tavrı beni rahatsız etti. Satır aralarında gözüme ilişen varoluş buhranları gayet güzelken, küçük bir kıza olan aşkı ya da köyde anca kendini soyutlayıp bir çöpe bile dokunmayışı pek bir vasattı. Görüyorum ki üzerinden geçmiş onca yıla rağmen memleketin insan manzaraları değişmemiş (kendimle çelişiyorum burada)...Yakup Kadri ve yaştaşlarına yine de selam olsun, neticede cumhuriyetin ilk yıllarında sayısız güzel eser verdiler, okul sıralarımızda bize eşlik ettiler.

  • Duygu
    2019-02-23 18:35

    ''Eğer,kendi emeklerimize,kendi ideallerimize göre yaşamak imkanını bulamadıksa bari kendi ölümümüzle ölelim.Ne doğduğumuz yeri,ne sevdiğimiz kimseleri,ne yüzümüzü,ne kalbimizi kendimiz seçebildik.Fakat ölümün her türlüsünü seçmek bizim elimizdedir.''

  • Dilara
    2019-02-26 14:24

    Ben bu kitabı SEVDİM galiba.Çok betimleme yoktu,bu bence kitabın artılarından biriydi.Ayrıca çok güzel alıntıları vardı,birçok post-it yapıştırdım kitaba.Tavsiye edebilirim güzel bir kitaptı.

  • Mrshood
    2019-03-22 16:48

    Kurtuluş mücadelesi yıllarında anadolu köylüsünün yapısı hakkında fikir edindiriyor ancak bu özelliğinin dışında, beni asıl etkileyen şey yalnızlığı bu kadar iyi aktarabilmesi. Karakterin ruh hali ve düşüncelerini benimmiş gibi hissedebiliyordum. Türkçe'yi kullanışı, her bölüm sonunda "quote" sayılabilecek vurucu cümleleri çok beğendim. Yer yer bana kendimi hatırlatması da kitabı okurken aldığım zevki ayrıca arttırdı.

  • Şahika
    2019-02-22 17:28

    Müthiş!

  • Puna Baris
    2019-02-20 21:38

    Yakup Kadri'yi ilk defa okuyorum. Dilinin daha ağır, betimlemelerin çok detaylı olacağını zannetmek yanılgısına düşmüşüm. Sanki günümüzden birinin konuşma diliyle yazılmış gibi rahat ama dolu dolu bir anlatım var. Hatta tam da protagonistin kendi sözleriyle dediği gibi " ben bütün bu yazıları bir kimseye bir şey anlatmak için yazmıyorum. Hayır, hayır, bu hiç aklımdan geçmedi. Ben bu yazıları, kendi kendime konuşmak için yazıyorum." (s-98)Bunun dışında kitap en çok köylüye bakış açısının elitist olduğu konusunda eleştirilmiş. Bunun doğru olmadığını okuyunca zaten anlıyorsunuz. Yakup Kadri' de 2. basıma yazdığı önsözle bu eleştiriye cevabını vermiş.Köylünün sorunlarını aydınların beceriksizliğne bağlıyor. Bugün bu bahanesinin olmadığını düşündüğüm o zamanın köylüsü şimdinin şehirliköylüsü için yazdıkları az bile denilebilir. Beni bu değil ama sayfa 45 deki , berbat bir kadın algısı ifade edilmiş uzun paragraf sinirlendirdi. Şevket S. Aydemir'in Suyu Arayan Adam romanında aktardığı tespitlerin neredeyse aynıları var burada. İntihal anlamında falan demiyorum, zamanın halkı -askeri hakkında ki gözlemlerin doğruluğunu şaşılacak derecede kanıtlaması bakımından dikkat çekici. Bu her iki romanında yaşadığımız yeri anlamak için mutlaka okunması gerek diye düşünüyorum.Bunun dışında Anadolu köylüsü -kimse kusura bakmasın- bildiğimiz gibi... -Düşman uçaklarının attığı kağıtlarda yazan " Muhterem Anadolu ahalisi, Kemal çeteleri mahvolmuştur. Adım adım bütün şehirleri, kasabaları zapt ettik. Şimdi Ankara üzerine yürüyoruz. Sakın bize karşı düşmanca harekete kalkışmayınız. Biz sizi, Halife tarafından kurtarmağa geliyoruz." (s.-150) sözüne inanmakla kalmayıp buna bayılan, -" Düşman teee İzmirdeydi bu Kemal'in çeteleri sağdan dürttü, soldan dürttü buralara kadar geldiler"(. 153) diyen,- uçak bombalarını keyifle uzaktan seyredip " n'olcak bize dokunmuyor ki, hem kargalardan kurtulduk ,faydası oldu" (s. 150)diye gören, - " bu gelenler öyle düşman ordular ordular falan değilmiş. Avrupa adlı bir Kraliçe'nin bizi çetelerin elinden kurtarmak için gönderdiği yeşil sarklı evliyalarmış." s.-121 - " zaten bu Kraliçe müslüman olmak istiyormuş ( seneler sonra Antalyadaki otelin garsonuna baılıp mislüman olan elizabeth'in ilk öncülü..)-" Bu Kraliçe bizi kurtarınca İslam olacakmış ama ne yazıkki Kemal Paşa'nın bundan haberi yokmuş"s. 121 Yani günümüzde de bir nebze olsun değişmeyen " Anadolu... Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, cami avlusunda oğlan kovalayan softaların türediği yer . burasıdır"(s.-110)... " Ne Halife'yi ne de Peygamberi bildikleri var. Fakat 'kurtarmağa geliyoruz' sözü bilmeksizin pek hoşlarına gidiyor. Kurtarmak! Sizi kim kurtarabilir? Sizi gökten melekler gelse kurtaramaz. Çünkü sizi evvela sizden, kendinizden kurtarmak lazımdır. (s-151)

  • Ismail şimşek
    2019-03-05 14:43

    insanoğlu doğruları sevmez. doğruların apaçık dillendirilmesinden hoşlanmaz. yaban'da bu doğruların yüzümüze bir bir vurulduğuna şahit oluyoruz. bunlar rahatsızlık duyulması söylenenlerin doğru olmasından kaynaklanıyor. kitabın başında türk aydın'ınının halktan kopuk halka yüksekten bakan hatta aşağılayan gözlemlerini görüyoruz. çoğu şeye inanamıyor. ilerleyen bölümlerde insanlara alışmaya başladıkça insanların davranışlarındaki gariplikleri okuyoruz. o kadar ki insalara artık normal gelen bu davranışlar artık onlardan biri olan yazar için hala sorgulanıyor. sonrasında da savaşın kirli ve soğuk yüzü. kitapta anlatılan pek çok şeyin olduğuna olabileceğine inanıyorum. köylerimiz, köylülerimiz, kısacası birlikte yaşadığımız insanlar o kadar temiz, saf insanlar değiller. ben sadece kendi köyümde kendi şehrimde türlü ahlaksızlıklar, türlü çekişmelerin sıradan bir olay gibi anlatıldığı pek çok şey duydum gördüm yaşadım. dolayısıyla bu toplumdaki ahlaksızlık çok çok önceden yerleşmiş doğal bir olgu olmuş. bunun dillendirilmesi hoşumuza gitmiyor. ki yazar (bendeki kitabında) önsözde eleştrisini de yapmış. kitaptaki bazı bölümlerde de eleştirisi mevcut. bu durumda halka tepeden bakan zengin yakıştırması yazarı küçültmek şöyle dursun yüceltiyor bile benim gözümde. kısaca ise: Kitap gerceklerin acı bir yansıması gibi. Basta fakirlik gormemis bir sehirlinin koyluyu alaya almadı gibi baslıyor. Sonra ise koylunun cehaletini daha dogrusu cehaletin pisligini yuze vuruyor. Bugun hala bu cehalet ile savasıyoruz.toplum olarak dunning kruger sendroma yakalanmış durumdayız. ne kadar boka battığımızın farkında değiliz. cehaleti yenebiliriz inşallah.

  • Haktan
    2019-03-10 16:23

    Son zamanlarda en çok keyif aldığım ve bu nedenle en hızlı okuduğum kitap oldu Yaban. İlk kez bir Yakup Kadri kitabı okumuş oldum fakat başka eserlerini de okumak hevesi uyandı içimde. Çünkü, yazarın gözlemlerini, insan tahlillerini oldukça başarılı buldum. Üstelik bunları yaparken son derece akıcı, basit bir dil kullanmayı da becerebilmiş. Bu eserin arka planında Kurtuluş Savaşı dönemindeki Anadolu halkı ve ülke aydınlarının halkla arasındaki uçurum başarılı bir şekilde işlenmiş. Bu konulara ilgi duyanların da oldukça hoşuna gideceğini düşünüyorum. Kendi adıma ana karakteri de çok sevdim. Yer yer kendini "yaban" hisseden biri olarak karakterin kendi iç hesaplaşmalarından büyük keyif aldım. Kısacası, "iyi ki okumuşum" dediğim bir kitap oldu.

  • Kubilay Aytek
    2019-03-09 16:48

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kurtuluş Savaşı zamanlarında Anadolu'yu, köyleri ve köylülerin hayat algısını çok ince işlemiş Yaban'da. Bu kitabı sadece okumaya değer bulmuyorum aynı zamanda toplumsal gerçekçi Türk romanları arasında ilk sıralara koyuyorum.

  • Esra Tasdelen
    2019-02-23 13:39

    Bu kadar zamandır neden okumamıştım bilmiyorum...Türkiye'de 1930lardan 2017ye neredeyse hiç bir şeyin değişmemiş olduğunu gösteren, müthiş gözlemlerle dolu bir roman.

  • Kevin
    2019-02-23 15:40

    Told through the charred remains of a (fictional) journal stumbled upon by members of the Atrocity Investigation Commission in the aftermath of Turkey's War of Salvation, Yaban recounts the experiences of a former Ottoman Turkish officer who dejectedly leaves Istanbul to live in the miniscule, inner-Anatolian town of one of his soldiers. The novel's narrator is both horrified and entranced by the unrefined habits and preoccupations of his new neighbors, while also constantly being made aware of his seemingly immutable status as an outsider.Yakup Kadri Karaosmanoğlu's anti-bucolic stance was somewhat jarring, particularly in a time when so much socio-political commentary is aimed at a perceived lack of understanding for conservative, rural 'heartlands' of our societies. He also captures the difficulties faced by the architects of the Turkish national project, illustrating a tendency for little nationalist thinking among the masses, who in the case of Yaban always opted for the more immediate religious association. Two passages from the book illustrate this disjuncture quite clearly:(The narrator reproaching a villager who attributed the war's advance into inner-Anatolia as the result of a 'provocation' by Turkish forces): "Ve ona son defa olarak, vatanın bütünlüğü hakkında bir fikir vermeye çalıştım: Bir Türk için İzmir ne ise Sivas da odur. Diyarbakır ne ise Samsun da odur. İzmir zaptolundu mu, bütün Anadolu'nun ilmiği düşmanın elinde demektir. Orası kurtulmayınca burası kurtulamaz." // "And for the last time, I attempted to give him some idea about the integrity of the nation: For a Turk, Izmir is also Sivas. And Diyarbakir is also Samsun. If they've captured Izmir, it means that the noose of all of Anatolia rests in the hands of the enemy. You cannot save here without saving there."(And later, speaking to the same villager):"-Biliyorum beyim sen de onlardansın emme. -Onlar kim? -Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar... -İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz? -Biz Türk değiliz ki, beyim. -Ya nesiniz? -Biz İslamız, elhamdülillah... O senin dediklerin Haymana'da yaşarlar." //"-Sir, I know you're one of them though.-One of who?-Ah, from the ones supporting Kemal Pasha...-If a person is a Turk, how should he not stand beside Kemal Pasha?-Sir, we're not Turks...-So what are you?-We are Islam, alhamdulillah.... Those things you say are lived by those in Haymana (a region within the province of Ankara)."Without a doubt, the disdain felt by the narrator in Yaban in the face of his rural neighbors' seeming disregard for or even ignorance of the 'greater national project' is of some relevance still today; just a week ago, an incredibly slim (supposed) majority of Turkish voters elected to greenlight a package of constitutional reforms which will lead to a new presidential system with greatly expanded powers for a single leader. The results of the referendum were striking: Turkey's three largest cities (Istanbul, Ankara and Izmir) all voted 'No' against these reforms. In the days following the election, a graphic depicting the 'Yes'/'No' split in Turkey circulated with the following caption: "72% of the Turkish economy, 85% of books sold in Turkey voted NO [...] 28% of the Turkish economy, 15% of books sold in Turkey voted YES" (Source). In this environment, the emotions portrayed in Yaban must surely find resonance within the educated, urbane stronghold of "NO"-voters. However, Yaban's narrator leaves us with no elaborate solutions to bridging the educational and identitarian divide, only gritting his teeth and marching off into the distance, leaving an atrocity behind him and, one must assume, living to continue pursuing his ideological devotions another day.

  • Arianne
    2019-02-24 16:22

    Kitap aslında oldukça akıcı ve konusu güzel olmasına rağmen bu kadar düşük bir puan verdim çünkü Yakup Kadri'nin kitabın içinde yer verdiği bir paragraftan aşırı derecede rahatsız oldum. Kitabın ana kahramanın gözünden anlatırken kadının ne kadar iğrenç bir varlık olduğunu anlatmış. 45. sayfada cidden sırf buna ayrılmış bir paragraf var. Yakup Kadri'nin diğer kitaplarını da düşündüğümde kadınlara karşı bir ön yargısı olduğuna hükmettim. Bütün kitaplarında illaki iğrenç en kötü şeyleri yapan bir kadın karakter var. Bu kitapta da Cennet karakteri. Ama erkekler bir melake sanki. Bu noktada yazar realist bir çizgiden çıkmış.Üstte belirttiğim nedeni bir kenara bırakırsak kitap Kurtuluş Savaşı döneminde geçiyor. Bu yıllardaki Türk köylüsünün durumunu gerçekçi bir şekilde ortaya koymuş. O köylünün nasıl da fakirlik ve cahillik içinde boğulduğunu hatta kurtulmak bile istemediğini anlatmış. Bunları anlatırken uzun bir süre köylüleri gömerken kitabın sonunda resmen kendisini affettiriyor ve bu olayın nedenlerini tam olarak analiz ediyor. Yani kitaba yöneltilen köylüleri aşağılıyor eleştirisi haksız bir eleştiri. Çünkü kendisi zaten kitabın sonunda bunun köylülerin değil sistemin, devletin ve aydınların suçu olduğunu belirtiyor.Bir milli edebiyat dönemi romanı olduğu için betimlemeler yetersiz kalmış. Kitap içindeki cümlelerdeki kipler ara ara paragraf içinde değişmiş bu da bir uyumsuzluğa neden olmuş. Bazı olaylar yeterince anlatılmamış ve fazla hızlıca geçilmiş. Yeterince ruhsal tasvir verilmemiş. Kitabın ana karakterinin fikirlerinin değişme nedeni yeterince açıklanmamış.Her ne kadar kadınları aşağıladığı paragraftan sonra nefret ede ede okusam da kötü bir kitap olduğunu söyleyemem. Türk edebiyatının klasiklerinden biri olduğu için kesinlikle okunması gerekiyor.

  • Yagiz Erkan
    2019-02-28 18:31

    Finished this Turkish literature classic during the period when Turkish protesters display their discontentment with the increasingly oppressing policies of the current government (which translates as the prime minister). It is plain to see that at least half of the population have remained the same, as if they were stuck in a time loop, as in the 1st-world-war era.I'm going to try to review this poignant story soon and I hope I can make justice to it.

  • Sabina
    2019-02-20 17:37

    "Ne bu zırhlılardan, ne bu ordudan, ne sokak başlarındaki bu makineli tüfeklerden korkuyorum. Beni korkutan şey, kendi aramızdaki anlaşmazlıklar, kendi aramızdaki nifaklardır. Bizi asıl bu mahvedecek." Akıcı ve sürükleyici bir üslupla yazılmış çok etkileyici bir kitap. Özellikle Yakup Kadri'nin Türkçeyi kullanışını beğendim.

  • Yasemin Cengiz
    2019-03-07 19:40

    “Yaban ellerde”... şu anda yaban/yabancı hissettiğim yeri düşünüyorum. Ya da tersinden nerede kendimi tanıdık bildik hissediyorum diye soruyorum. Ana-dolu, ana-vatan... ana kucağı mı ? Ne zaman bu kadar uzağa savruldum(k)?

  • Hazal Demirbağ
    2019-02-26 20:43

    Yakup Kadri’yi bu kadar geç okuduğum için kendime gerçekten çok kızıyorum. Sodom ve Gomore’den hemen sonra okuyunca hissettirdikleri iki kat tesirli oluyor. Uzun süredir beni bu kadar etkileyen bir kitap okumamıştım. İçerisinde altı çizilebilecek ve bugün bile geçerliliğini koruyan tahliller çok fazla.“Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvanî duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabanî ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin! Ne ektin ki, ne biçeceksin?..”

  • Murat Gonul
    2019-03-19 18:48

    Tam bir inziva romanı. Kitap, bir insanın, yaban bir insanın nasıl geçmişinden, milletinin halinden, savaştan, halkından hatta kendinden kaçmaya çalışmasını anlatıyor. Yaban, kendini sürgüne mahkum etmiş, örselenmiş bir entelektüel. Kendini sorguluyor, halkını, Türk köylüsünü sorguluyor. Bulmayı umduğu nedir kendisi de bilmeden, birinci dünya savaşı gazisi olarak küçük bir köye çekiliyor. Ne köylü onu kabulleniyor ne o kendini kabulleniyor. Fonda Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’mızın başları olması özellikle çok etkiledi beni. Kurtuluş Savaşı’na uzaktan, sürgünden bakan bir adam fakat davaya gönülden bağlı ve içi içine sığmıyor. Ne derdini ne sevincini öfkesini paylaşacak birini bulamadıkça günlüğüne yükleniyor karakter. Bir Türk aydını gözüyle Türk köylüsünü anlatıyor uzun uzun. Bunu yaparken bazen uzaklaşıyor, kızıyor köylüye, bazen onların hatalarını kendine ve aydınlara mal ediyor. Zaman zaman kendin, halkın kendisini suçluyor köylünün kayıtsızlığı için, bazen köylünün kendisini. Yakup Kadri, karakteri çok gerçekçi anlatıyor. Karakterin derinliği yüksek, bakış açısı özgün. Gözünüzün önünde canlanıyor, dertleniyor, uyuyup uyanıyor. İnceden de bir aşk hikayesi işleniyor kitapta, bu da ayrı bir renk veriyor bu ciddi ve karamsar ortamda geçen hikayeye.Çok büyük zevkle okudum. Ben Yaban’ı bambaşka bir şeyi anlatıyor sanarak konusuna bakmadan aldım elime. Çok memnun kalarak bırakıyorum.“Bunun nedendi, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yüzyıllarca onun kanını emdikten ve bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı, işletemedin! Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın… Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir!”

  • Gün
    2019-03-01 17:20

    Çok daha önce okumam gerekirken ancak şimdi fırsat bulabildim. Kitap gerçek bir başyapıt. Yakup Kadri dönemin şartlarında muhteşem bir gözlem ile Rus klasiklerinde görülecek karakterler yaratmış ve köy ortamını olabildiğince gerçekçi olarak tasvir etmiş. Ancak Bekir Çavuş, Salih Ağa, Zeynep Kadın ne kadar gerçekse, köylülerin tam tersine "Yaban" Ahmet Celal ise tamamen kurgu bir karakter olarak ön plana çıkıyor. Karakterler arasında gerçek dışı veya abartılı denebilecek bazı karakterler de -Süleyman, İmam gibi- var ancak yine de bütün olarak gerçekçi denilebilir. Kitabın en etkileyici tezi ise çevresi değişmedikçe insanın asla değişmeyeceği, bu nedenle Türk İnkılabı'nın başarısız olacağı iddiasıydı ki bugün geriye dönüp bakınca çok da haksız olduğu söylenemez. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.

  • Cemile Kurt
    2019-03-12 13:27

    Reşat Nuri'leri, Halide Edip'leri hiç sıkılarak okumadım; aksine beni o günlere götüren bir gemiymiş gibi romanlarina sıkı sıkıya tutundum bitmesinler diye. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile tanıştığım ilk kitabı 'Yaban' adeta beni yine o günlere götürdü. Sürükleyici romanlar gibi olaylar birbirini takip edip akmıyor; aksine yazar olaylardan daha çok günlerini betimliyor ve bu nasıl bir kabiliyet ki birbirini tekrar eden yazarın günleri okudukça ilginç geliyor.Olay örgüsünün içinde yazar Türk aydınını çok haklı buldugum bir dille eleştiriyor. Yapaylıktan uzak; yakın bir dostun mektubu gibi okuduğum bir kitap oldu. Savaş günlerine ışık yakan harika bir roman.

  • Rabia Sertce Kahraman
    2019-02-22 15:41

    Daha önce bu kitabı elime almış 30. sayfaya kadar 3 kez baştan başlamış fakat romanın içerisine bir türlü girememiştim. Demek ki doğru zaman değilmiş okumam için. Meğer ne harika bir kitapmış. Satır satır kelime kelime hiç kaçırmadan okudum. Sindire sindire damarlarıma işledi. Nasıl sade ama bir o kadar da sürükleyici bir anlatım. Tam anlamı ile büyülendim. Meğer ne büyük aydınlar ne büyük yazarlar geçmiş gitmiş bu topraklardan. Onları hiç görememek tanıyamamak üzüyor insanı. Neyse ki böyle değerli kitaplar var.

  • Fethi Naci
    2019-03-10 19:22

    #13Yakup Kadri, roman boyunca aydınları suçlar... Türk aydınını "kendi toprağından sökülmüş bir aykırı, bir acayip nebat"a benzetir... Köylülerden 'onlar' diye söz eder... bürokrasinin yazarı ve ideologu Yakup Kadri'ye göre 'onlar', "kafası aydınlatılacak, vücudu beslenecek" edilgen kitlelerdir; "cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde" bırakılmışlardır. Neden? "Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin!"

  • Zeynep Dilara
    2019-03-16 18:47

    Yorum için; http://kraliceicinkitap.blogspot.com....

  • Veysi KARHAN
    2019-03-03 18:25

    Sanat ne içindir? Bu romanda ne yazık ki siyaset için olmuş...

  • Orhan Gülek
    2019-02-20 19:50

    Türkçe'yi kullanışı, her bölüm sonunda "quote" sayılabilecek vurucu cümleleri çok beğendim.